Bedri Rahmi'nin Atölyesinin Girişinde Asılı Yemin
Bedri Rahmi'nin Atölyesinin Girişinde Asılı Yemin
Bugüne kadar resim sanatı alanında
Yapılagelmiş olanları inceleyeceğime
Kendini bütün dünyaya kabul ettirmişler
Arasında beni en çok saranlarını ayırarak
Onlara kendi aramalarımı, denemelerimi
Katacağıma
Alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop
Klişeleşmiş çiğnene çiğnene tadı tuzu
Kalmamış hiçbir şeyi tekrarlamayacağıma
Elimden çıkan her çizgiye
Her lekeye
Her renge
Her beneğe
Kendi aklımı
Kendi tecrübemi
Kendi tasamı
Kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma
Aldığım nefes, içtiğim su, bastığım toprak
Gözüm, kulağım, burnum,
Elim, belim, dilim, derim üstüne
Yemin ederim
Yemini bozduğum gün
Burdan giderim
FIKRA ÖRNEKLERİ
O Zaman
Başka
Hoca'nın kadılık
yaptığı sıralarda bir adam gelmiş:
-Hoca efendi demiş,size bir şey
danışacağım.
-Buyrun sorun. Demiş Hoca, adam sözünü sürdürmüş:
-Geçen gün
, komşuların size ait olduğunu söyledikleri bir inek, tarlada bizim ineğin
karnını vurup öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek?
Hoca , sakallarını sıvazlayıp
bir an düşündükten sonra :
-Hayvan bu, demiş, dava edecek değilsin ya!..
-Teşekkür ederim kadı efendi.
-Sahibinin de bu işte suçu yok;ne bilsin
böyle olacağını?
Adamın yüzü gülmüş, tekrar söze başlamadan önce:
-Kusura
bakma kadı efendi, demin ben bir yanlışlık yaptım, ölen inek benimki değil,
seninki imiş.
Hoca , yerinden doğrulup:
-Bak demiş, şimdi iş değişti. O
halde verin raftaki kara kaplı kitabı da hele bir bakalım! ...
Subaşının Eşeği
Eşeği kaybolan
Subaşı, ateş püskürmüş:
-Çabuk benim hayvanımı bulun, yoksa karışmam! Diye
bağırmaya başlamış. Herkesi bir telaş , bir korkudur almış. Eşeği aramak için
dört bir tarafa dağılan Akşehirliler , yolda Hoca'ya rastlamışlar:
-Aman
Hocam, bize yardım et. Yolda sahipsiz bir eşek bulursan hemen yakala n'olur.
-Eşek kimin?
-Subaşının. Demişler.
Hoca da: "Peki ararım" demiş ve
türkü söyleye söyleye yolunu sürdürmüş.
Karşısına çıkan bir köylü
:
-Hocam, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun? Deyince
,
Hoca:
-Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum! Demiş.
Adam , yine
sormuş:
-Peki , böyle türkü söyleyerek eşek mi aranır a Hoca?
-El elin
eşeğini elbette türkü söyleyerek arar. Hele eşek zorla aranıyorsa. Üstelik
Subaşınınsa....
Eşeğe Neden Ters
Binmiş
Bir gün Hoca,
eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve
dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe
ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini
sorarlar.
Hoca şöyle der:
-Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar
verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş
olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş
olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben
önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya
bulunuruz!
Perdeyi Ben
Buldum
Bir ahbap
topluluğunda Hoca'nın eline iş olsun diye bir saz tutturmuşlar:
-Hadi bize
güzel güzel bir şeyler çal da dinleyelim! Demişler.
Hoca sazı eline alınca
mızrabı bir aşağı bir yukarı teller üzerinde rastgele dolaştırmağa ve böylece
tuhaf tuhaf sesler, gıcırtılar çıkarmağa başlamış:
-Aman Hoca demişler, saz
dediğin böyle mi çalınır? Perdeler üzerinde usuliyle gezinmek gerek ...
Hoca
, elindeki sazı dımbırdatmağı sürdürürken:
-Onlar perdeyi bulamazlar, aramak
için gezinip dururlar. Ben buldu işte. Niçin boşu boşuna gezinip durayım, demiş.
Gülmüş.
Masal Örnekleri
Tembel Kız
Evvel
zaman içinde, kalbur saman içinde;pireler berber,develer tellal
iken,ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir karı koca
varmış.Bu karı kocanın bir kızı olmuş.Kız,el bebek gül bebek
büyütülmüş, ama hiç iş öğrenememiş.Bunun için adına Tembel Kız
denilmiş.Bu kız o kadar tembelmiş ki yerinden kalkmaya üşeniyormuş.
Anası babası ona bir gelberi yaptırmış.Kız da oturduğu yerden işini
gelberiyle yapıyormuş.
Kızının evlilik çağı gelmiş.
Anası babası kızı bir avcıyla evlendirmiş.Avcı ava gitmiş, bir ördek
vurmuş.Eve gelmiş, ördeği temizlemiş, ateşe koymuş.Tekrar ava gitmek
üzere hazırlanmış, karısına ateşe ördeği koydum, yanmasın bak
demiş.Tembel Kız, olur demiş, demiş ama yerinden bile kalkmamış.
Aradan uzunca bir zaman
geçmiş.Dilenci eve gelmiş.Tembel Kıza,hanımcığım Allah rızası için bir
dilim ekmek demiş.Tembel Kız da yan tarafta mutfak, geç al cevabını
vermiş.
Dilenci mutfağa girmiş.Bakmış ocakta ördek kaynıyor,
almış ördeği, torbasına koymuş,tencerenin içine de ayaklarındaki pis
çarıkları...Gelmiş,Tembel Kız'ın yanına.Bak hanımcığım demiş,ekmeği
aldım Allah razı olsun.
Şimdi sana bir türkü söyleyeyim de ben
gideyim.Türküyü şöyle söylemiş;Senin gaga benim torba içinde,Benim
çarık senin çorba içinde,Sen yat kaba yatak yorgan içinde,Ben yiyecem
gagayı orman içinde.
Dilenci türküyü böyle
söylemiş,çekip gitmiş.Aradan bir zaman geçmiş, kızın avcı kocası
gelmiş. Karısına ördek pişti mi? Demiş.Karısı olan biteni anlatmış,bak
bana bir de türkü söyledi,sana deyiverem demiş,türküyü söylemiş.
O
zaman avcı kocası durumu anlamış, karısına kızıp azarlamış.Ondan sonra
Tembel Kız, tembelliği bırakmış.Onlar ermiş muradına, biz çıkalım
kerevetine.
Kıymetli Tuz
Bir
varmış, bir yokmuş.Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...Pire
berber iken,deve tellal iken,ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar
iken.Tıngır elek, tıngır felek demişler,bu masalı şöyle anlatmışlar.Bir
varmış, bir yokmuş, evvel zamanda bir padişah ile bunun üç kızı varmış.
Bir
gün bu padişah kızlarını başına toplamış, beni ne kadar seversiniz?
Demiş.En büyük kız dünyalar kadar,ortanca kızı kucak kadar,küçük kızı
da tuz kadar severim demiş.
Padişah küçük kızın cevabına
çok sinirlenmiş, insan tuz kadar sevilir mi demiş, ardından küçük
kızını cellada teslim etmiş.Cellat, kızı kesmek için dağa götürmüş.
Kız
cellada yalvarmış,sen de babasın,bana kıyma demiş.Cellat,kızın
yalvarmalarına dayanamamış,onun yerine bir hayvan kesmiş,kızın
gömleğini kesilen hayvanın kanına bulayıp padişaha getirmiş.
Küçük kız yollara düşmüş.Az
gitmiş, uz gitmiş, bir köye ulaşmış.Orada köyün zenginlerinden birine
kul köle olmuş,büyümüş,çok güzel bir kız olmuş.Güzelliği ilden ile,
dilden dile yayılmış, kısmet bu ya bir başka padişahın oğluyla
evlenmiş.
Aradan bir hayli zaman
geçmiş,başından geçenleri kocasına anlatmış,babamları yemeğe çağıralım
demiş.Kocası da olur demiş.Gereken hazırlıklar yapılmış, padişah babası
ziyafete çağrılmış.
Kızın padişah babası söylenen günde
avanesiyle birlikte ziyafete gelmiş.Padişah ve beraberindekiler sofraya
oturduğunda yemekler sırayla gelmeye başlamış.Ama kız,aşçısına bütün
yemeklerin tuzsuz olmasını tembih etmiş.Padişah hangi yemeğe
saldırdıysa eli geri gitmiş,yemeklerin hiçbirini yiyememiş.
O sırada küçük kızı padişahın
sofrasından ayağa fırlamış.Padişahım, duyduğuma göre sen küçük kızını
seni tuz kadar seviyormuş dediği için öldürtmüşsün demiş.Padişahın söz
söylemesine fırsat vermeden işte o küçük kız benim demiş ve bütün
yemekleri tuzsuz yaptırdım ki kıymetimi anlayasın sözlerini eklemiş.
Padişah yaptığından utanarak
küçük kızının boynuna sarılmış,tuzun ne kadar kıymetli olduğunu
anlamış.Ondan sonra yeni bir dönem başlamış.Onlar ermiş muradına,biz
çıkalım kerevetine.