Duble-Paça Neye Yarar
Pantolon dünyasında duble-paça arada sırada moda olur. Duble-paça demek
pantolonun en altında, ayakkabıya değen kısmında, kumaşın katlanarak
dikilmesi yani 2-3 santimetre yukarı katlanmış gibi durmasıdır.
Gelişmekte olan çocuklarda pantolon boyunun uzatılabilmesi için pay
olarak bırakılmasının yanında bir faydası olmayan hatta toz tutması
bakımından sıkıntı yaratan duble-paça'nın hikayesi İngiltere'de
başlıyor.
Londra'nın yağmurlu havasında dolaşan asilzadeler kapalı bir yerden
çıktıklarında, pantolonlarının paçaları ıslanmasınlar diye yukarı
kıvırıyorlar, tekrar kapalı bir yere girdiklerinde tekrar
indiriyorlardı. Bazen kapalı yerlerde pantolon paçalarını katlanmış
şekilde unutuyorlar veya çamurlu ayakkabılarına değmesin diye kasten
böyle tutuyorlardı.
Aslında çok da kötü olmayan bu görünüm, 1800'lü yılların sonlarında
İngiltere'ye gelen Amerikalılar tarafından değişik algılandı.
İngilizlerin asil sınıfına özenen yeni zengin Amerikalılar bunu
ülkelerine en son moda diye taşıdılar. Terzilerinden pantolonlarının
paçalarını duble-paça olarak dikmelerini istediler.
Duble-paça modası Amerikan kültürü ile beraber, özellikle sinema
yoluyla, 20. yüzyılın başlarından itibaren tüm dünyaya yayıldı.
Günümüzde pek fazla olmasa da kadın ve erkeklerin pantolonlarında
duble-paçaya olan talep hala devam ediyor.
Mezuniyet Giysisinin Anlamı
Üniversite ve kolejlerde mezuniyet törenlerinde diploma alan öğrenciler
normal kıyafetlerinin üstüne özel bir giysi giyer ve bir çeşit kep
takarlar. Bu törenlerde öğretim üyeleri de şeklen benzer ama renkleri
farklı giysiler giyerler. Aslında bu giysiler yıllar önce sadece
mezuniyet törenlerinde değil öğrenim sırasında da giyilmek üzere
tasarlanmışlardı.
Mezunların giydikleri bu akademik giysiler 12. ve 13. yüzyıllarda ilk
üniversitelerin oluşmalarıyla ortaya çıktılar. Öğrenci ve öğretim
üyelerinin standart giysileri bir çeşit papaz cüppesiydi. Ortaçağ
Öğrencileri eğitimlerine başlamadan önce kiliseden uymaları gereken
bazı emirler alıyorlar, bu emirlere uyacaklarına dair yemin ediyorlar
ve cüppelerini giyerek eğitimlerine başlayabiliyorlardı.
14. yüzyılın ikinci yarısından sonra öğrencilerin cüppelerin üstündeki
işleme ve süsleri takmaları yasaklandı. İlk olarak Kral VIII. Henry
zamanında İngiltere'de Oxford ve Cambridge öğrencileri için özel
standart akademik giysiler oluşturuldu.
1800'lü yılların sonlarına kadar Avrupa'da akademik giysilerde çalışma
alanlarını belirten bir renk ayrımı yoktu. Renk ayrımının ilk yapıldığı
ve standart hale getirildiği yer ABD'dir. New York, Williams
Koleji'nden G. Cotrell Leonard bu konuda tüm ülkede bir standart
oluşturmak üzere bir öneride bulundu.
Leonard'ın önerisine göre akademik giysinin kesimi, stili, kumaşı ve
çalışma sahalarına göre renkleri belirleniyordu. Örneğin eskiden
ilaçlar ot ve nebattan hazırlandığı için bunların rengi olan yeşil renk
tıp dallarına tahsis edildi.
Başlığın ve giysinin kollarının şekil ve boyutları öğrencinin mezuniyet
durumunu gösteriyordu. Lisans öğrencilerinin cüppelerinin kollan daha
sivriydi ve kep yoktu. Yüksek lisans öğrencilerinin giysi kollan ise
uzun, yırtmaçlı ve kapalıydı. Keplerinin ebadı da küçüktü. Doktora
derecesi alanların giysilerinin kolları çan şeklinde idi, kepleri de
daha büyüktü.
Keplerin astarlarının renkleri her okula göre özeldir ancak kepin kendi
rengi mutlaka siyah olmalıdır. Kepin ön yüzündeki renk ise akademik
çalışma sahasını belirtir. Kepin kumaşı cüppeye uygun siyah pamuklu,
ipek veya herhangi bir cins olabilir. Kadife kumaşı ise sadece doktora
derecesine sahip olanlar kullanabilirler.
Kepin püskülü kepe üstten tam ortadan tutturulmalıdır. Püskülün rengi
siyah veya akademik branşın renginde olabilir. Altın renkli püskülleri
yalnızca doktora derecesine sahip olanlar takabilirler. Üniversitelerde
ve kolejlerde mezuniyet törenlerinde ve yıllık için çekilen
fotoğraflarda kullanılmak üzere giyilen cüppelerde bu standartlara ne
derece uyulduğu bilinmiyor.
Buz Neden Kaygandır
Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya
oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı
parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir
yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe
dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz
bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.
Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir.
Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla
o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde
patenin hareket etmesidir.
İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre
olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla
500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg.
ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o
kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı
izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile
aynıdır.
Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar
küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken
buz yüzeyini derhal eritir.
Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar,
böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay
eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde
rahatça kayar.
Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden
geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş
ağrısının azalmasına yardımcı olur.
Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.
Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan 'endorfin' ve 'enkefolin' salgılanır.
Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer
bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları 'kapat' sinyali
gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan
doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları
beyinde kapanmaktadır.
Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz
konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da
benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu
noktaya HO-KU noktası denilmektedir.